Denizde yüzmek, suyun kaldırma kuvveti nedeniyle havuzda yüzmekten daha kolaydır; çünkü tuzlu suyun yoğunluğu, vücudunuzun su yüzeyinde daha zahmetsizce kalmasını sağlar. Havuz suları genellikle tatlı sudan oluştuğu için yoğunluğu daha düşüktür ve bu durum suyun üzerinde kalmak için daha fazla kas gücü sarf etmenize neden olur. Ancak yüzmenin kolaylığı sadece suyun kaldırma gücüyle değil, aynı zamanda dış etkenler, görüş mesafesi ve bireysel deneyimle de doğrudan ilişkilidir.
Denizde ve havuzda yüzmek, dışarıdan bakıldığında aynı eylem gibi görünse de kullanılan teknik ve harcanan enerji bakımından ciddi farklılıklar barındırır. Havuz kontrollü, durgun ve sabit bir ortama sahipken; deniz sürekli değişen dinamikleriyle yüzücüyü hem fiziksel hem de zihinsel olarak farklı bir sınava tabi tutar.
Deniz suyu ile havuz suyu arasındaki temel fark, içerdikleri çözünmüş madde miktarıdır ve bu durum yüzücünün su içindeki pozisyonunu belirleyen en temel faktördür. Tuzlu suyun kaldırma kuvveti, fizik kuralları gereği yüzücünün işini büyük ölçüde kolaylaştırır.
Deniz suyundaki yüksek tuz konsantrasyonu, suyun birim hacimdeki ağırlığını artırarak kaldırma kuvvetini yükseltir. Bu durum, yüzücünün suyun üzerinde daha "yüksekte" kalmasını sağlar ve batmamak için harcanan ekstra eforu minimize eder. Havuz gibi tatlı su ortamlarında ise suyun yoğunluğu daha az olduğundan, vücut ağırlığını dengelemek için bacakların ve kolların daha aktif kullanılması gerekir. Tuzlu suyun bu avantajı, özellikle uzun mesafe yüzücüleri ve yeni başlayanlar için yorgunluğun daha geç hissedilmesine yardımcı olur.
Vücudun su içindeki hidrodinamik pozisyonu, yüzme hızını ve enerji tüketimini doğrudan etkiler. Denizde yoğunluk fazla olduğu için vücudun alt kısmı suyun yüzeyine daha yakın durur, bu da suyun direncini (sürtünmeyi) azaltır. Havuzda ise bacaklar suyun içine daha fazla gömülme eğilimindedir ve bu durum vücudun bir "çapa" gibi arkadan çekilmesine neden olarak hızı yavaşlatabilir. İdeal bir yatay pozisyonu korumak denizde çok daha doğal bir şekilde gerçekleşirken, havuzda bu formu yakalamak için karın kaslarının sürekli aktif tutulması şarttır.
Fiziksel avantajlarına rağmen deniz, havuzun sahip olmadığı birçok dış değişkeni beraberinde getirir. Bu etkenler bazen yüzmeyi bir keyif haline getirirken bazen de güvenlik riskleri oluşturabilir.
Havuzun durgun suyu, her kulacın maksimum verimle atılmasını sağlarken denizde dalgalar ve akıntılar bu düzeni bozar. Karşıdan gelen bir akıntıya karşı yüzmek, havuzdaki antrenman yükünü iki hatta üç katına çıkarabilir. Dalgalı bir denizde nefes almak, suyun ağza kaçma riski nedeniyle daha zordur ve yüzücünün ritmini sürekli değiştirmesini gerektirir. Öte yandan, arkanızdan gelen bir dalga sizi ileriye doğru iterek normalden çok daha hızlı yol almanıza olanak tanıyabilir.
Rüzgar, denizin yüzey formunu değiştiren en önemli unsurdur ve suyun sıcaklığından görüş açısına kadar her şeyi etkiler. Şiddetli rüzgarlar su yüzeyinde serpintiler oluşturarak nefes alma zamanlamasını zorlaştırır. Havuzda ise rüzgar etkisi genellikle minimumdur ve su sıcaklığı termostatik olarak sabitlendiği için vücut ısı dengesini korumak çok daha kolaydır. Denizde ise aniden değişen soğuk su akıntıları kasların kasılmasına ve performansın beklenmedik şekilde düşmesine yol açabilir.
Yüzme sırasında yön tayini yapabilmek, katedilen mesafeyi ve harcanan zamanı doğrudan etkileyen bir unsurdur. Havuzun sağladığı görsel rehberler, denizde yerini içgüdülere ve çevresel işaretlere bırakır.
Havuz tabanındaki siyah veya koyu renkli çizgiler, yüzücünün dümdüz bir hat üzerinde kalmasını sağlar. Bu görsel kılavuz sayesinde yüzücü sürekli kafasını kaldırıp nereye gittiğine bakmak zorunda kalmaz ve sadece tekniğine odaklanabilir. Ayrıca klorlu ve filtre edilmiş suyun sağladığı netlik, diğer yüzücülerle olan mesafeyi korumayı ve dönüşleri hatasız yapmayı kolaylaştırır.
Açık suda yüzmek, navigasyon becerisi gerektirir çünkü suyun altında takip edilebilecek bir çizgi yoktur. Yüzücüler, kıyıdaki bir ağaca, bir binaya veya şamandıraya bakarak yönlerini kontrol etmek zorundadırlar; buna " sighting" (gözlemleme) tekniği denir. Deniz tabanının kumlu, yosunlu veya çok derin olması derinlik algısını bozabilir ve bazı yüzücülerde tedirginliğe yol açabilir. Görüş mesafesi ise suyun temizliğine ve gün ışığının açısına göre her an değişiklik gösterebilir.
Denizde mi yoksa havuzda mı yüzmenin daha kolay olduğu, amacınıza bağlı olarak değişir. Eğer suyun üzerinde kalma çabasını azaltmak ve doğal bir kaldırma kuvvetinden faydalanmak istiyorsanız, deniz sizin için çok daha kolay ve keyifli bir seçenek olacaktır. Ancak amacınız belirli bir tempoda, kesintisiz ve teknik odaklı bir antrenman yapmaksa, dış etkenlerden arındırılmış olan havuz daha verimli bir ortam sunar. Yeni başlayanlar suyun kaldırma gücü nedeniyle denizde kendilerini daha güvende hissedebilirken, profesyoneller hızlarını ölçmek için havuzun değişmeyen koşullarını tercih ederler. Her iki ortam da farklı kas gruplarını çalıştırarak vücut direncini artırır ve genel sağlığa büyük katkı sağlar.
1954’te Sacettin Akaydın tarafından kurulan Akaydın Şemsiye, küçük bir çadır ve branda atölyesinden Türkiye’nin önde gelen şemsiye üreticilerinden biri haline gelmiştir. Rıfat ve Suat Akaydın kardeşlerin öncülüğünde büyüyen firma, bugün Çekmeköy’deki beş katlı tesisinde üretim yapmaktadır. 2009’da Suncool markasıyla markalaşan Akaydın Şemsiye, 2011’den bu yana fuarlarda yer almakta, ihracatı ve özgün tasarımlarıyla sektörde öncü konumunu sürdürmektedir.